Haluk Şahin yazdı: Akıl örten huni

Seko

Üye
Katılım
19 Ocak 2023
Mesajlar
10,888
Tepkime puanı
0
Puanları
16
Bunca veriye, bilgiye ve akıllı telefona rağmen insanlar niçin saçma fikirlere kapılıyor, kötü insanların peşine düşüyor, saçmalıkları kutsallaştırıyor?

Nedir bu ahmaklık?

Bir süredir dünyada ve Türkiye’de o kadar akla aykırı, irrasyonel, şaşkınlık uyandırıcı şeyler oluyor ki, nasıl açıklayacağınızı bilemiyorsunuz. Hangi birini sayayım? Hortlayan ilkel tarikatlar, doğaya yapılanlar; hayvanlara zulüm, çocuklara cinsel taciz…

İşin siyasi boyutuna girmiyorum: Brexitlerden, Trumplardan, ırkçılığın ve faşizmin yükselişinden söz etmiyorum.

Binbir çeşit ahmaklık kol geziyor. Bu ahmaklıklardan biz de payımızı alıyoruz.

Dünyaya başka bir yıldızdan bakanlar olsa, insanlığın kafasına huni takmış dolaşmakta olduğu sonucuna varabilirler!

Huni kafalılar!

Durun, bu benzetme işime yarayabilir.

Ama önce fıkrası:

ALAFORTANFUNİ NE İŞE YARAR?

Kendisi de çok teftişler geçirmiş olan babam çok severdi bu hikayeyi. Efendim, yine bir gün, teftişe gelen kurmay albay er Mehmet’e makineli tüfeğin parçalarının adlarını sormuş. Hazırlıklı olan Mehmet makineli tüfek gibi parçaların adlarını saymış.

Albay ona namlunun üzerindeki son parçayı, “alev örten huniyi” gösterdiğinde, cevabı patlatmış!

“Alafortanfuni” komutanım.

Albay bölük komutanı yüzbaşıya dönüp:

“Pek güzel de, Türkçesi yeter, Fransızcasını öğretmenize gerek yok!” demiş.

“Alev örten huni” ateşli silahların namlusundan çıkan kıvılcımları gizleyerek karşı tarafın ateşin nereden geldiğini önlemeye yarar.

Günümüzün alafortanfunileri başka şeylerin örtülmesine yarıyor. Çünkü huninin ağzı çok genişledi, ama borusu çok dar!

EN BÜYÜK SORUN

Dijital Çağ insanının en büyük sorunundan söz ediyoruz: Bilişsel darboğaz!

Huninin ağzının çok genişlemesi, ama boğazının çok dar kalmasının vahim sonucu! Enformasyon işleme kapasitesindeki sınırlılık, yetersizlik! İster nefes darlığı deyin, ister kalp yetmezliği…

Enformasyon seller gibi geliyor, ama “kara kutu”ya damla damla iniyor.

Giremeyen sularla etrafı seller basıyor, sele kapılmış insanlar bir oraya bir buraya sürüklenip duruyorlar…

HOMO SUPER COMMUNICATUS

20. yüzyılda insanın veri ve enformasyon üretme ve gönderme yetisi geometrik bir şekilde arttı. Artık Homo sapiens’in yaşamındaki başlıca uğraşı, uzaktakilerle iletişim. Sürekli bağlantı halinde bir varlık.

21. yüzyılın başından itibaren internet sayesinde her türlü iletişim yetisi daha da arttı, ve bence, Homo sapiens’in yerini, biyolojik değilse bile işlevsel olarak, “Homo super communicatus” (HSC) aldı. (Terim benim!)

HSC elindeki akıllı telefonla dünyanın her yerinde herkesle, her an, her yoldan iletişim kurabiliyor. Süpermen’den daha marifetli.

Bir zamanların darboğazı, veri ve enformasyonun iletilmesi, sorun olmaktan çıktı.

Tolstoy’un 1100 sayfalık Anna Karenina’sını internetten saniyeler içinde gönderebiliyoruz.

Ama onun okunup anlaşılması, tıpkı eskiden olduğu gibi saatler, günler alıyor.

İnsanın enformasyon gönderme hızıyla onu işleme yetisi arasındaki uçurum büyüdükçe büyüdü.

Zamanımızın belirleyici teknolojik çelişkisi iste bu!

Enformasyon seller halinde geliyor, ama onu işleyecek, değerlendirecek, üzerinde düşünecek vakit yok.

Bu, “jetlag”vari bir sersemliğe ve şaşkınlığa yol açabiliyor.

Vücudunuz bir yere gelmiş ama beyniniz hala başka bir yerde.

Meydan, rasyonel yol göstericilere değil, duyguları kullanan demagoglara ve şarlatanlara kalıyor. En kolay açıklamalar, uçuk komplo teorileri, yalan haberler, pis dedikodular yeni iletişim yollarından yararlanarak dört bir yana dağılıyor.

Ahmaklık zirve yapıyor. İşin tuhafı, insanlığın bilgiye ulaşmasının en kolay olduğu çağda oluyor tüm bunlar.

KARA KUTU AÇILDI

Nöröloglar insanın bilgi işleme yetisinin artmadığını ve enformasyon seli karşısında çok yetersiz kaldığını kesin cümlelerle dile getirmekteler.

Ama sorun bu saptamayla bitmiyor: Darboğazdan güç bela, damla damla geçen bilgiye ne oluyor?

Orası eskiden de sorunluydu!

Kara kutunun içinde neler olduğunu başka bir yazıya bırakıyorum. Algının seçimlik olması, denge arayışı, yenilik korkusu, bir gruba ait olma itkisi gibi olgular, kurucularından birisi ülkemizden kaçırdığımız Prof. Dr. Muzaffer Şerif olan sosyal psikolojinin yıllardır araştırıp açıkladığı şeyler…

Kara kutu aynı zamanda boyacı küpü!

KAFASI HUNİLİ İNSANLIK

Demokrasinin ana birimi olacağı umulan “rasyonel insan”a dayanan model zaten 20. yüzyıl’da, Marksist ve Freud’çu akımlar ile sosyal psikolojinin öne sürdükleriyle ağır darbeler almıştı.

“Kara kutu”nun açılması ve içindekilerin çözümlenmesiyle kuşkular daha da derinleşti.

Bilgi, çoğu kez, değiştirmek için girdiği düşünülen kabın şeklini alıyordu! Değiştireceğine pekiştiriyordu.

Büyük Fransız İhtilali’nin “aydınlanmış” çocuklarının, bugün Paris sokaklarında ellerinde akıllı telefonlarıyla dolaşan, kafalarına “akıl örten huni” takılmış bağnazlar olacağı düşünülmemişti kuşkusuz.

Dar boğazlı huni, küresel demokrasi bunalımının başlıca nedenlerinden birisi!

Evet, bunalım! Sonuç: Dalga dalga ahmaklık…
 
Bunca veriye, bilgiye ve akıllı telefona rağmen insanlar niçin saçma fikirlere kapılıyor, kötü insanların peşine düşüyor, saçmalıkları kutsallaştırıyor?

Nedir bu ahmaklık?

Bir süredir dünyada ve Türkiye’de o kadar akla aykırı, irrasyonel, şaşkınlık uyandırıcı şeyler oluyor ki, nasıl açıklayacağınızı bilemiyorsunuz. Hangi birini sayayım? Hortlayan ilkel tarikatlar, doğaya yapılanlar; hayvanlara zulüm, çocuklara cinsel taciz…

İşin siyasi boyutuna girmiyorum: Brexitlerden, Trumplardan, ırkçılığın ve faşizmin yükselişinden söz etmiyorum.

Binbir çeşit ahmaklık kol geziyor. Bu ahmaklıklardan biz de payımızı alıyoruz.

Dünyaya başka bir yıldızdan bakanlar olsa, insanlığın kafasına huni takmış dolaşmakta olduğu sonucuna varabilirler!

Huni kafalılar!

Durun, bu benzetme işime yarayabilir.

Ama önce fıkrası:

ALAFORTANFUNİ NE İŞE YARAR?

Kendisi de çok teftişler geçirmiş olan babam çok severdi bu hikayeyi. Efendim, yine bir gün, teftişe gelen kurmay albay er Mehmet’e makineli tüfeğin parçalarının adlarını sormuş. Hazırlıklı olan Mehmet makineli tüfek gibi parçaların adlarını saymış.

Albay ona namlunun üzerindeki son parçayı, “alev örten huniyi” gösterdiğinde, cevabı patlatmış!

“Alafortanfuni” komutanım.

Albay bölük komutanı yüzbaşıya dönüp:

“Pek güzel de, Türkçesi yeter, Fransızcasını öğretmenize gerek yok!” demiş.

“Alev örten huni” ateşli silahların namlusundan çıkan kıvılcımları gizleyerek karşı tarafın ateşin nereden geldiğini önlemeye yarar.

Günümüzün alafortanfunileri başka şeylerin örtülmesine yarıyor. Çünkü huninin ağzı çok genişledi, ama borusu çok dar!

EN BÜYÜK SORUN

Dijital Çağ insanının en büyük sorunundan söz ediyoruz: Bilişsel darboğaz!

Huninin ağzının çok genişlemesi, ama boğazının çok dar kalmasının vahim sonucu! Enformasyon işleme kapasitesindeki sınırlılık, yetersizlik! İster nefes darlığı deyin, ister kalp yetmezliği…

Enformasyon seller gibi geliyor, ama “kara kutu”ya damla damla iniyor.

Giremeyen sularla etrafı seller basıyor, sele kapılmış insanlar bir oraya bir buraya sürüklenip duruyorlar…

HOMO SUPER COMMUNICATUS

20. yüzyılda insanın veri ve enformasyon üretme ve gönderme yetisi geometrik bir şekilde arttı. Artık Homo sapiens’in yaşamındaki başlıca uğraşı, uzaktakilerle iletişim. Sürekli bağlantı halinde bir varlık.

21. yüzyılın başından itibaren internet sayesinde her türlü iletişim yetisi daha da arttı, ve bence, Homo sapiens’in yerini, biyolojik değilse bile işlevsel olarak, “Homo super communicatus” (HSC) aldı. (Terim benim!)

HSC elindeki akıllı telefonla dünyanın her yerinde herkesle, her an, her yoldan iletişim kurabiliyor. Süpermen’den daha marifetli.

Bir zamanların darboğazı, veri ve enformasyonun iletilmesi, sorun olmaktan çıktı.

Tolstoy’un 1100 sayfalık Anna Karenina’sını internetten saniyeler içinde gönderebiliyoruz.

Ama onun okunup anlaşılması, tıpkı eskiden olduğu gibi saatler, günler alıyor.

İnsanın enformasyon gönderme hızıyla onu işleme yetisi arasındaki uçurum büyüdükçe büyüdü.

Zamanımızın belirleyici teknolojik çelişkisi iste bu!

Enformasyon seller halinde geliyor, ama onu işleyecek, değerlendirecek, üzerinde düşünecek vakit yok.

Bu, “jetlag”vari bir sersemliğe ve şaşkınlığa yol açabiliyor.

Vücudunuz bir yere gelmiş ama beyniniz hala başka bir yerde.

Meydan, rasyonel yol göstericilere değil, duyguları kullanan demagoglara ve şarlatanlara kalıyor. En kolay açıklamalar, uçuk komplo teorileri, yalan haberler, pis dedikodular yeni iletişim yollarından yararlanarak dört bir yana dağılıyor.

Ahmaklık zirve yapıyor. İşin tuhafı, insanlığın bilgiye ulaşmasının en kolay olduğu çağda oluyor tüm bunlar.

KARA KUTU AÇILDI

Nöröloglar insanın bilgi işleme yetisinin artmadığını ve enformasyon seli karşısında çok yetersiz kaldığını kesin cümlelerle dile getirmekteler.

Ama sorun bu saptamayla bitmiyor: Darboğazdan güç bela, damla damla geçen bilgiye ne oluyor?

Orası eskiden de sorunluydu!

Kara kutunun içinde neler olduğunu başka bir yazıya bırakıyorum. Algının seçimlik olması, denge arayışı, yenilik korkusu, bir gruba ait olma itkisi gibi olgular, kurucularından birisi ülkemizden kaçırdığımız Prof. Dr. Muzaffer Şerif olan sosyal psikolojinin yıllardır araştırıp açıkladığı şeyler…

Kara kutu aynı zamanda boyacı küpü!

KAFASI HUNİLİ İNSANLIK

Demokrasinin ana birimi olacağı umulan “rasyonel insan”a dayanan model zaten 20. yüzyıl’da, Marksist ve Freud’çu akımlar ile sosyal psikolojinin öne sürdükleriyle ağır darbeler almıştı.

“Kara kutu”nun açılması ve içindekilerin çözümlenmesiyle kuşkular daha da derinleşti.

Bilgi, çoğu kez, değiştirmek için girdiği düşünülen kabın şeklini alıyordu! Değiştireceğine pekiştiriyordu.

Büyük Fransız İhtilali’nin “aydınlanmış” çocuklarının, bugün Paris sokaklarında ellerinde akıllı telefonlarıyla dolaşan, kafalarına “akıl örten huni” takılmış bağnazlar olacağı düşünülmemişti kuşkusuz.

Dar boğazlı huni, küresel demokrasi bunalımının başlıca nedenlerinden birisi!

Evet, bunalım! Sonuç: Dalga dalga ahmaklık…

Paylaşım İçin Teşekkürler.
 
Geri
Üst